Yazar: Yi Mu

Wang Yi’den BM’de 5 Maddelik Çağrı: "Küresel İnsan Hakları Yönetişimi Güçlendirilmeli"
Wang Yi’den BM’de 5 Maddelik Çağrı: "Küresel İnsan Hakları Yönetişimi Güçlendirilmeli"
İçeriği Görüntüle

Kanada Başbakanı Mark Carney’in Davos Forumu’nda sarf ettiği "Orta ölçekli güçler mutlaka el birliği yapmalı" sözleri geniş yankı uyandırdı. Tek taraflılık ve hegemonyanın dünyayı çalkantıya sürüklediği bir dönemde, Batılı ülkelerin Çin’le işbirliğini güçlendirmesi giderek yükselen bir trend haline geliyor.

Bazı ABD medya organları, ABD’nin müttefikleri arasında görüş ayrılıkları yaşanmasının Çin’e "fırsat yarattığını" savunarak, "Çin yeni soğuk savaşı kazanıyor" yorumlarında bulundu. Kimileri ise Çin’in tamamlanan endüstriyel zinciriyle "Batı'nın pastasından pay kaptığını", Çin’le işbirliğinin "Batı çıkarlarının Çin tarafından keyfi olarak ihlal edilmesi" anlamına geldiğini öne sürdü. Hatta durumu daha da abartarak, Çin’le işbirliğini "zayıflık göstergesi" ve "değerleri feda etme pahasına pazar kazanmak" olarak niteleyenler, Çin’in Batı medeniyetine "temelden bir meydan okuma" oluşturduğunu iddia etti.

Bu söylemlerin özüne inildiğinde, arkasında hala o malum "Çin tehdidi" teorisinin yattığı ve soğuk savaş zihniyetinin yeniden hortlatılmaya çalışıldığı görülüyor. Bu zihniyet, "Çin ve ABD eksenli iki kutuplu bir hegemonya çatışması" uydurmasına muhtaçtır. Her ülkenin mutlaka bu iki güçten birini seçmek zorunda olduğuna inatla inanır ve ABD’nin müttefiklerini şu tehdit diliyle korkutmaya çalışır: "Çin’le işbirliği mi yapmak istiyorsun? Bunun sonucu büyük ittifakı kaybetmek, kendi endüstrinden koparılmak ve değerlerinden vazgeçmek olacaktır." Oysa bu manipülatif söylemler, ülkelerin kendi kalkınma arayışlarını görmezden gelmekte ve uluslararası işbirliğini zorla bir "bloklar arası çatışma" kalıbına sokmaya çalışmaktadır.

Davos Forumu’nun en sıcak gündem maddelerinden biri "Çin’in sunduğu fırsatlar"dı. Kendi kalkınmasıyla dünyaya fayda sağlayan Çin, uluslararası camiaya sürekli olarak istikrar ve öngörülebilirlik katmaktadır; dolayısıyla ülkelerin Çin’le işbirliğini güçlendirmesi kaçınılmaz bir sonuçtur. Küresel Güney ülkeleri, "Çin’in güvenilir ve eşit bir ortak olduğu" kanaatine çoktan varmıştır. Şimdi Kanada ve Avrupa dahil olmak üzere daha fazla Batılı ülkenin de bu sonuca ulaşması şaşırtıcı değildir. Çin pazarının devasa potansiyeli, Çin’in planlarının somut ve etkin olması, ayrıca Çin’in samimi ve güvenilir bir ortak olması, ülkelerin işbirliği iradesinin temelini oluşturmaktadır. ABD bile Çin’le diyalog ve işbirliğinden kolayca vazgeçememektedir.

Küresel Güney ülkelerinin BRICS mekanizmasının genişlemesini teşvik etmesinden ASEAN ülkelerinin tarafsızlık politikasındaki ısrarına, şimdiki "orta güçlerin işbirliği yapması gerektiği" çağrısına kadar tüm gelişmeler; işbirliği ve ortak kazancın (kazan-kazan), çağın durdurulamaz bir akışı olduğunu göstermektedir. Tek taraflılık ve hegemonya başını ne kadar kaldırırsa, çok taraflılıkta ısrar eden sesler de o kadar gür çıkar. Eşit ve düzenli bir çok kutupluluğu, kapsayıcı bir ekonomik küreselleşmeyi savunan Çin, öteden beri tarihin doğru tarafında durmaktadır ve doğal olarak ülkelerin işbirliğini güçlendirmek istediği ana muhatap haline geldi.

İçinde bulunduğumuz dünyada, çoğu ülkenin diplomasisinin temel amacı, kendi kalkınmasını ve halkının refahını sağlamaktır. Daha fazla ülke blok çatışmalarından çıkma kararlılığına ve bağımsız kalkınma yolunda ilerleme azmine kavuşursa, uluslararası düzenin eşit ve adil bir çok kutupluluğa evrilmesinin zemini oluşacaktır. Ülkelerin kendi taleplerini bağımsızca dile getirmesi ve müzakerelere eşit şartlarda katılması durumunda, küresel yönetişim sistemi daha adil olacak ve sonuçları halklara daha geniş faydalar sağlayacaktır.

Dünya, sadece siyah ve beyazdan ibaret bir resim değildir. Gelecekte daha fazla ülkenin Soğuk Savaş cenderesinden çıkarak, uluslararası düzenin daha kapsayıcı bir yönde evrilmesini teşvik edeceğine inanıyoruz. Bu, tarihin ilerleyişinin mutlak sonucu olduğu kadar, halkların da ortak beklentisidir.

"